Yüce dinimizin koyduğu bütün prensiplerin özünde, tüm emir ve yasakların ruhunda tevhid
esasını şeklen ve fiilen görmekteyiz. Cemaatle eda edilen beş vakit namaz; bir
bölgede yaşayan, sosyal ve maddî durumları farklı, ama inanç ve idealleri aynı
olan Mü'minleri kısmen bir araya getirirken, haftada bir defa kılınan Cuma
namazları ile yılda iki defa ifa edilen Bayram namazları da, Müslümanları daha
geniş bir şekilde aynı ibadette, aynı safta bir araya getirmekte ve onları
tevhid ruhunda birleştirip kaynaştırmaktadır. İslâm'ın beş temel esasından biri
olan Hac ibadeti ise, tevhidin tüm İslâm âleminde en kapsamlı ve anlamlı bir
şekilde uygulanışıdır.
Hac; "yüce bir gayeye niyet ve kastetmek" demektir. İslâmi bir terim ve ıstılah olarak
"hac" kelimesi; belirli şart ve nitelikleri taşıyan Müslümanların, belirli
zamanlarda Kabe-i Muazzama'yı ve çevresindeki yerleri, usûlüne uygun şekilde
ziyaret etmeleri ve gerekli menasiki eda etmeleridir. İslâm'ın beş temel
esasından biri olan Hac, gerekli şart ve nitelikleri haiz olan Müslümanlara,
ömründe bir defa olmak üzere farzdır. Haccın farziyeti Kur'an, Sünnet ve İcma
ile sabittir.
Mukaddes mekanlarda hep birlikte eda edilen bu kutsal ibadetin, ferdî ve ictimaî
hayatımızdaki olumlu etkileri, önemi ve yararları, kelimelerle ifade
edilemeyecek derecede büyüktür. Mü'min; daha bu ibadeti yerine getirmeye
niyetlendiği zaman, onun hayatındaki farklılaşma ve değişmeyi müşahede etmek
mümkündür.
Hacı adayı; önce ruhen ve manen kendisini bu ibadete hazırlamaya çalışmakta, daha önce
yaptığı kötü alışkanlıkları, ahlâk dışı hareketleri ve günahları terketmeye
başlamaktadır. Varsa borçlarını ödemekte, dargın olduğu ve gönlünü kırdığı
insanlarla barışıp helalleşmekte, zaruret içinde kıvranan insanlara imkânları
nisbetinde yardım elini uzatmakta, akraba, eş-dost ve tanıdıklarını ziyaret
etmektedir. Hac yolunda ve bu ibadetin ifası esnasında da günah işlememek, gönül
kırmamak ve can yakmamak için azami titizliği göstermektedir. Hacıya ihramlı
iken konulan yasaklar; hiç kimseye, hatta haşerelere bile zarar vermeme,
yaratıklara şefkat ve merhametle muamele etme melekesini kazandırmaktadır.
Hac ibadeti vesilesiyle; ilâhi vahyin tebliğ edildiği, Resûlüllah'ın ve mümtaz ashabının
yaşadıkları, Allah yolunda mücadelelerle dolu hayatlarını geçirdikleri, dinî ve
tarihî hatıralarla dolu mukaddes yerler ziyaret edilmektedir. Bu da; Resûlüllah
muhabbetini ve ona layık ümmet olabilme şuurunu geliştirmektedir.
Mukaddes beldelerde adeta kefeni andıran ihramlar giyilmek suretiyle sanki dünyada iken
mahşerin provası yapılmakta, böylece dünya ve ahiret hayatının birlikte mütalaa
edilmesi kanaati ruhlara nakşedilmektedir. İhrama giren Müslümanlar; mal mülk,
ziynet ve servetle böbürlenme, makam ve mevkiye aldanma, şan ve şöhrete
güvenme... gibi olumsuz davranışları terketmekte, gurur ve kibirden uzaklaşarak
mütevazi bir hayat yaşamaya başlamaktadırlar.
Mina'da sembolik olarak Şeytan taşlanmak suretiyle insanı olumsuz davranışlara sevkeden
nedenler ihtar edilmektedir. Aynı zamanda bu beldede biricik oğlu İsmail'i Hak
yolunda kurban etme azmini sergileyen Hz. İbrahim'in Allah'a itaati, kurban
olmak için boynunu seve seve uzatan Hz. İsmail'in ilâhî fermana teslimiyeti,
evladını boğazlanmaya hazırlayan Hz. Hacer'in Allah'a tevekkülü hatırlanmakta,
böylece gerektiğinde Mü'minin Allah yolunda malını ve canını feda etmesi
gerektiği düşüncesi zihinlerde yerleşmektedir.
Hac farizası ile dünya Müslümanları arasında insanlık aleminin, eşini emsalini göremediği
nitelikte birlik, beraberlik, yardımlaşma ve hoşgörü ortamı meydana
getirilmektedir. Hac ibadeti; Yüce Dinimizin üzerine bina edildiği tevhidin tüm
İslâm âlemi çapında en kapsamlı ve en anlamlı bir şekilde uygulanışıdır. Ferdî
şuur, kollekif şuura dönüşmekte, fert cemiyet içinde yok olmaktadır. Mü'minlerin
gönlü tevhid için, rıza-ı ilahiyeye ermek için çarpmaktadır. Bu kelimelerle
ifade edilemeyecek derecede muazzam bir durumdur.
Türk, Arap-Acem, Zenci, Çinli, Hintli, Endonezyalı, Afrikalı ve sair kavimlerin yanısıra;
dünyanın çeşitli bölgelerinde azınlık olarak yaşayan Müslüman topluluklardan
gelen hacı adayları, mukaddes mekanlarda birlikte olmanın verdiği ruh diriliği
ve güven sayesinde, aynı dinin mensubu olmanın onurlu mutluluğunu
yaşamaktadırlar. Milyonlarca insanı; hiç bir maddî menfaat veya kanunî
zorunluluk değil; İslâm'ın kalplere ve zihinlere nakşettiği iman ve kulluk şuuru
taşımaktadırlar.
Hac; harp kanununa değil barış kanununa, ayrılığa değil anlaşmaya, güçlükler çıkarmaya
değil bunları gidermeye, dünya meselelerini kördüğüm etmeye değil bunları
çözmeye dayanan hakiki Milletler Birliği Cemiyetidir. Hac günleri insanlar bir
araya gelmek suretiyle, birbirine ısınır, büyüklerle küçükler beraber yaşar ve
bu dünyanın kavgaları, gürültüleri, ayrılıkları, sosyal, siyasî millî
farklılıkları hep kapı dışında bırakılır. İnsanların insanlığı ön plana
çıkarılır.
Hülasa; bütün bu ulvî manzaralar, erkânına riayet edilerek ifa edilen hac ibadetinden
alınan maddî ve manevî haz, kulluk dersleri; ham gönülleri olgunlaştırmakta,
katılaşan kalpleri yumuşatmakta ve kararmış yürekleri aydınlatmakta, birlik,
beraberlik ve din kardeşliği şuur ve fikrini kuvvetlendirmekte, Mü'mini kulluğun
manevî zevkine erdirmektedir.
Geçen yıllarda olduğu gibi bu sene de hacılarımızın kutsal Hac ibadetlerini en iyi
şekilde edâ edebilmeleri için Diyanet İşleri Başkanlığı olarak her türlü tedbir
alınmış bulunmaktadır.
Kaynak : Diyanet Aylık Dergisi - Başyazı - Sayı : 122